|

Opera Ve Gelişimi
|
Şan Dersi.com
Opera Ve
Gelişimi
. . . . . . . . . . . . . . . . . . .
. . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . .
. . . . . . . . . . . . . . . . . . .
Türkiyede ve Dünyada Operanın
Gelişimi
Tiyatro ve müzik sanatının birlikte sahnelendiği, içinde resim,
şiir, dans heykel gibi pek çok sanatı barındıran, tüm sanatların
bileşkesi olan opera, "16. yüzyıl başlarında, İtalya'da
opera adını taşıyan müzikli bir dram sanatının görülmesiyle
başlamıştır. İlk önce Ferrara şehrinde beliren bir hareket,
bugünkü opera sanatının başlangıcı olmuştur. İtalya'da 1502
yılında Ferrara'da I. Ercole tarafından yönetilen bir düğün,
dinsel 'mister' oyunlarında olduğu gibi, sekiz günden fazla
sürmüştür. Böylelikle müzik sanatında Misterlerden başka, dinsel
olmayan konuları da işleyip geliştirmekle, yeni bir oyun türü
daha meydana gelmiştir." (Altar, 1974)
"İtalyan opera
stilinin gelişmesinde, özellikle dinsel müziğin büyük etkisi
olduğu bir gerçektir. "diyen Altar'a göre". . . düet
ve arya gibi solist tarafından okunan bağımsız formda yazılmış
ezgiler, 16. yüzyılın ikinci yarısında, başlangıçta kanonu andıran
taklit partileri biçiminde işlenen yeni bir tür"olarak
ortaya çıkmıştır. (Altar, 1974)
Opera sanatına
başlangıç olarak bestelenen ilk opera, sözleri Rinuccini, bestesi
Jacopo Peri tarafından yapılan ve 1589 da sahnelenen Dafne'dir.
(Say, 1995)
Daha sonra, Barok
çağını başlatan besteci olarak bilinen Monteverdi ile opera,
yeni bir soluk kazanarak, dramatik ve etki dolu bir opera sanatının
başlamasına neden olmuştur. (Altar, 1974) 17.yy başlarında "Reçıtatıvo"yu
ilk bulan ve "arioso"türünün, yani melodik stilin
de ilk bestecilerinden olan Caccini, Basso Bontinuo eşliğinde
yazdığı tek sesli şarkılarla, "Güzel Şarkı (Bel Canto)
"stilinin doğmasına neden olmuştur. (Altar, 1974)
Yukarıda da belirtildiği
gibi, operada aryaların önem kazanarak ön plana çıkmasıyla oluşan
arya söyleme biçimi ve tekniği, 17. yüzyılın ikinci yarısında
gelişmeye başlamıştır.
1589'da başlayan
opera sanatı, günümüze kadar çeşitli evrelerde, değişik akımların
etkisiyle besteleme, sahneleme ve seslendirme biçimlerini yaşayarak,
beraberinde opera şarkıcılığı ve şan eğitimini de değiştirip
geliştirmiş ve bugünkü üstün söyleme biçimine (teknik) ulaşmıştır.
Türkiye'de Opera
Sanatı ve Şan Eğitiminin Tarihsel Gelişimi :
Sevengil, Türklerin,
batının sahne sanatlarıyla ilk tanışmasının, operanın doğuşundan
önceki günlerde, "İstanbul'da bir bale pandomim ve bir
musikili temsil verilmesi"yle başladığını belirtmektedir.
(Sevengil, 1969)
14. yüzyıldan19.
yüzyılın ortalarına kadar, padişah kızlarının evlilik törenleri
ve şehzadelerin sünnet törenlerindeki genel eğlencelerde, meydanlara
kurulan çadırlarda müzikli temsiller verilmesi, gelenek halini
almıştı. Bunlardan, 1582 yılında İstanbulda, padişah Üçüncü
Murat'ın huzurunda oynanan, Sokullu'nun dul eşinin getirttiği,
"dokuzyüz hıristiyan kölenin Pirüs raksları arasında, Aya
Yorginin ejderle kavgasını temsil eden oyunun"Osmanlı dönemi
sahne sanatlarının başlangıcında önemli bir yeri vardır. (Sevengil,
1969)
17. yüzyılda, padişah
Dördüncü Mehmet'in şehzadelerinin sünnetine ve kızı Hatice Sultan'ın
düğün törenine Venedik'ten opera getirtme girişiminde bulunduğu,
ancak gerçekleşmediği, yurt dışına giden Osmanlı elçilerinin,
bulundukları ülkelerde operalara giderek ilgiyle izledikleri,
elde edilen yazılı belge ve sefaretnamelerden anlaşılmaktadır.
(Sevengil, 1969)
Sevengil, Üçüncü
Selim'in"hicri 1211 yılı zilkadesinde, beşinci salı günü
'miladi 1797' bir ecnebi opera heyeti"nin Topkapı sarayında
oynadığı bir temsili izlediğini ve bu temsilin, Osmanlı İmparatorluğunda
oynanan ilk opera olduğunu belirtmektedir. (Sevengil, 1969)
Türkiye'de opera
tarihine bakıldığında, İstanbul'da halka açık olarak oynanan
ilk opera 18 kasım 1841 de sergilenen "Bellini'nin (1801-1835)
Normasıdır." (Tanrıkulu,1993)
Bunu, modern bir
bando kurmak üzere"İstanbul'a gelen Donizetti'nin sarayda
opera ve bale temsilleri verilebilmesi için bir orkestra kurması
ve saraydaki Türk talebelere bir yandan nota, bir yandan da
İtalyanca şarkılar söylemeyi öğretmesi"izledi. Bütün bu
hazırlıklar, sarayda bir opera ve operet kurulmasını amaçlamaktaydı.
(Sevengil,1969)
Sevengil, bu amaca,
önce askeri bandolarla opera parçaları çalınarak, daha sonra
1858 yılında Dolmabahçe sarayının karşısında yapımına başlanıp,
1859 da açılan saray tiyatrosunun ilk açılışında opera oynanarak
ulaşıldığını belirtmektedir. (Sevengil, 1969)
Pitt'in belirttiğine
göre"ilk opera binası, 1840da yapılan, İstanbul'daki 400
kişilik Bosko tiyatrosudur. Bu tiyatroyu daha sonra Mihail Naum
alır ve burada 26 yıl boyunca çeşitli temsiller verdirir."
(Koptagel, 1994)
Türkçeye çevrilen
ilk opera eseri ise, 1842 yılında basılan, "Gaetano Donizetti'nin,
Belisario" operasıdır. (Sevengil, 1969)
Cumhuriyet döneminde
opera ile ilgili ilk girişim olarak, 1930 da Ankara'da bir opera
derneğinin kurulduğu ve 1934 te Traviata'nın temsil edildiği
görülmektedir. 1934 de Atatürk'ün davetiyle Türkiye'ye gelen
İran Şahı Rıza Pehlevi için A. Adnan Saygun'a sipariş edilen
Özsoy operası, tarihte bestelenen ilk Türk operası olmuştur.
Bu operada, bariton Nurullah Taşkıran, soprano Nimet Vahit ve
Semiha Berksoy oynamışlardır. Daha sonra "Saygun'un Taşbebek"
ve "Akses'in Bayönder" operaları sahnelenmiştir. (Koptagel,
1994)
1924 de Ankara'da
kurulan Musiki Muallim Mektebinin 1936 da konservatuvara dönüştürülmesiyle,
opera bölümünün başına Alman rejisör Karl Ebert getirilmiş ve
yurt dışından getirilen Hans Hay, Max Klein, Friedl Böhm, Arandi
Lombardi gibi şan öğretmenleri, Devlet Operasının sanatçı kadrolarını
yetiştirmiştir.
Türkiye'de operanın
başlangıç ve gelişim sürecinde dikkat çeken en önemli nokta,
1797de Osmanlı İmparatorluğu döneminde başlayıp, beğeniyle izlenen
ve oynanan opera temsillerine ilginin, Pitt'in anlattığına göre"çok
fazla olması, hatta, aynı gecede üç ayrı sahnede, üç ayrı Aida
izlenebilmesidir." (Koptagel, 1994) Ancak bu yoğun ilginin
uzun sürmediği ve "1861 de Abdülaziz'in tahta çıkmasıyla,
devlet bütçesine yük olması gerekçesiyle kısıtlandığı ve gösterilerin
bir kısmının lağvedildiği görülmektedir." (Uras, 1996)
Türkiye'de operanın
ve buna bağlı olarak da şan eğitiminin gelişimi, Cumhuriyetin
ilanını takip eden yıllarda ivme kazanmış, Atatürk'ün her alanda
yaptığı çağdaşlaşma hareketlerinin bir örneği olarak, 26 kasım
1934 de Milli Eğitim Bakanının başkanlığında oluşturulan kurul
ile"tüm okullarda çok sesli müzik uygulamasına geçilmesi,
halk katlarında opera, operet konser. . . aracılığıyla yeni
beğeninin yaygınlaştırılması, yeni besteci ve usta çalgıcıların
yetiştirilmesi ve devletçe korunması"kararı alınmıştır.
(Say, 1995)
Buna bağlı olarak,
Türkiye'deki çeşitli müzik okullarında okutulan ses eğitimi
ve şan derslerinin, elde edilen kaynaklara göre önceleri, 1916
yılında Daarülelhan'da "ses bilgisi" 1923 yılında
"musiki kıraatı" adıyla okutulduğu görülmektedir.
(Ek. 1)
Daha sonra, 14
Mart 1340 '1924' tarihinde çıkarılan 439 sayılı"Orta Tedrisat
Muallimleri Kanunu"yla, Türkiye Cumhuriyeti'nin ilk resmi
okulu olarak Ankara'da kurulan Musiki Muallim Mektebinde, "musiki
kıraatı" ve "vokal" adlı derslerle, 1927 yılında
İstanbul konservatuvarında "teganni" ve "koro"adlı
dersler okutulduğu, 1931 yılında da "musiki kıraatı"adıyla
okutulan ses eğitimi dersinin, 1936 yılında Ankara'da kurulan
devlet konservatuvarında "anadal ses"adıyla okutulduğu
görülmektedir. (Ek. 1)
1936 yılında Ankara
Devlet Konservatuvarında, Hindemith'in önerisiyle hazırlanan
programda"anadal ses" olarak okutulan dersin yanında,
"okul korolarında söyleme"adıyla koro dersleri görülmektedir.
Milli Eğitim Bakanlığına bağlı olan Gazi Eğitim Enstitüsü'nün,
1941 tarihli ders programında ise"şan", "koro
ve koro idaresi"adlı dersler, ses eğitimi kapsamında haftada
birer saat okutulmuş ve bu program1969 yılına kadar uygulanmıştır.
(ek. 1 ve ek. 2)
1969 yılı Gazi
Eğitim Enstitüsü Müzik Bölümü programında, "ses eğitimi
(şan)" adıyla, haftada birer saat ve üç yıl verilen ses
eğitimi dersinin yanında, haftada beş saat ve iki yıl okutulan
"koro" dersleriyle, birinci sınıfta haftada dört saat,
iki ve üçüncü sınıfta birer saat olarak programlanan, "çalgı
ve şan dersi pratiği"dersleri okutulmaktaydı. Bu uygulamalar1978-1979
yılına kadar sürmüştür. (ek. 2)
Yapılan yeni düzenlemelerle,
Yüksek öğretmen okuluna dönüştürülen Gazi Eğitim Enstitüsü'nde
program, yeniden değiştirilmiş ve bu bağlamda, ana dal eğitimi
içerisinde, dört yıl için haftada iki saat "şan",
birinci ve ikinci sınıflar için haftada üçer saatlik "toplu
ses eğitimi" ve ikinci ve üçüncü sınıflar için haftada
üçer saatlik"seçmeli toplu müzik"dersleri okutulmuştur.
Bunun yanında, "toplu konuşma ve ses eğitimi"adında
yeni bir ders açılarak, ilk iki yarıyıl haftada üçer saat okutulmuştur.
(ek.3)
Ankara Devlet Konservatuvarının,
kuruluşunun ilk yıllarındaki opera bölümünde, şan dersinin yanında,
"fonetik ve ses bilgisi", "diksiyon", "Türkçe
fonetik"ve"müzikli diksiyon"dersleri verilmekteydi.
(Gün, 1988) Devlet konservatuvarlarının üniversiteye bağlanmasından
sonra, 1984-1985 yılında yapılan programlarda; lisans döneminde
esas meslek derslerinin (şan, sahne, solfej) yanında, yardımcı
meslek dersleri kapsamındaki, "fonetik ve Türkçe metinli
müzik diksiyonu"dersleri okutulmuştur (ek. 4)
1985-1986 öğretim
yılında, lise devresinin ilk yılında "ses eğitimi"
esas meslek dersleri içinde yer alırken, "fonetik"yardımcı
meslek dersi kapsamında okutulmuştur. Aynı yıl dördüncü sınıf
programında ise, esas meslek derslerinde önceki sınıflarda okutulan"ses
eğitimi dersi""şan"adını alarak altıncı yıl sonuna
kadar okutulmuştur. Aynı zamanda, söz konusu yıl programlarında
yardımcı meslek dersleri kapsamında"fonetik ve Türkçe metinli
diksiyon"derslerinin okutulduğu görülmektedir. (ek. 5)
1985-1986 öğretim
yılının lisans programında ise, esas meslek dersi olan "şan"ın
yanında, ikinci yıldan başlamak üzere yardımcı meslek derslerinde
"diksiyon" ve"Türkçe metinli müzikli diksiyon"dersinin
okutulduğu belirlenmiştir. (ek 5)
Ankara Devlet Konservatuvarındaki
opera anasanat dalı, 1994-1995 öğretim yılına kadar hemen hemen
aynı derslerle öğretimlerine devam etmiş, esas meslek derslerinden
olan "şan" ve "piyano eşlikli şan"ın yanında,
yardımcı meslek derslerinden"müzikli diksiyon"ve"diksiyon
fonetik"dersleri verilerek günümüze kadar gelmiştir. (ek
6, 6-1, 6-2, 6-3, 6-4, 6-5, 7)
Çağdaş anlamda,
ses ve şan eğitiminin Türkiye'deki başlangıç ve gelişim sürecindeki
uygulamalar, yukarıda özetlendiği gibi gerçekleşmiştir. Günümüzde
ise, 1982-1983 öğretim yılında yapılan köklü değişikliklerle
üniversitelere bağlanan söz konusu eğitim kurumlarında, üniversitelerin
bilimsel özerkliklerine bağlı olarak her bölüm, belirlenen çerçeve
program kapsamında kendi programını hazırlayıp, uygulamaktadır.
Ayşe Meral Töreyin Doktora Tezinden alınmıştır.. www.muzikegitimcileri.net
Bağlantı
: info@sandersi.com
Emre Yücelen
www.sandersi.com
|